Fazıl Say (Medienpräsenz)

1:29:47

Die Live-Aufführung des Nâzım-Oratoriums (Nâzım Oratoryosu) von Fazıl Say basiert auf dem Leben und den Gedichten des weltberühmten türkischen Dichters Nâzım Hikmet. Das Werk verbindet klassische Orchester- und Chorstrukturen mit traditionellen türkischen Instrumenten, Solo-Rezitationen sowie Gesang.
Ausführliche Zusammenfassung

Das Oratorium erzählt in musikalisch und lyrisch miteinander verwobenen Abschnitten die Lebensgeschichte und Geisteswelt von Nâzım Hikmet.

   Jugend, Aufbruch und Widmungen:
   Das Werk beginnt mit poetischen Bildern der Natur und der Verbundenheit mit den Menschen Anatoliens. Themen wie Sehnsucht, Hoffnung und der Geist des Widerstands stehen am Anfang. Mit kraftvollen Chören und dramatischer Instrumentalbegleitung wird der Freiheitsdrang beschrieben.

   Gefängnisjahre und Unterdrückung:
   Ein zentraler Block des Oratoriums behandelt Hikmets langjährige politische Haft (unter anderem im Gefängnis von Bursa). Die Musik wechselt hier zu intimeren, oft düsteren oder schwermütigen Tönen. Gedichte wie „Bugün Pazar“ (Heute ist Sonntag) spiegeln die Isolation, aber auch die unzerstörbare Freude wider, nach langer Zeit erstmals wieder den blauen Himmel und die Sonne zu sehen.

   Exil, Heimweh und Sehnsucht:
   Ein wiederkehrendes Leitmotiv ist die Entfremdung im Exil und das Heimweh nach der Türkei (Memleketim). Hikmet verarbeitet darin das Verlangen nach seinen Geliebten, den Straßen seiner Heimat und den einfachen Dingen des Lebens.

   Humanismus und die Liebe zum Leben:
   In den abschließenden Teilen des Werkes (besonders ausgeprägt in „Yaşamaya Dair“ – Über das Leben) gipfelt das Oratorium in einer zeitlosen, humanistischen Botschaft: Das Leben muss mit größter Ernsthaftigkeit gelebt werden – trotz Diktatur, Krieg, Haft oder drohendem Tod.

1. TEIL – IN DER JUGEND

   I. Drei Zypressen (Üç Selvi) – 00:01:50

   II. Die Pupillen der Hungrigen (Açların Gözbebekleri) – 00:07:36

   III. Wie Kerem (Kerem Gibi) – 00:12:13

2. TEIL – IM GEFÄNGNIS

   IV. Eine knietiefe verschneite Nacht (Diz Boyu Karlı Bir Gece) – 00:13:38

   V. Heute ist Sonntag (Bugün Pazar) – 00:17:28

   VI. Seit ich ins Gefängnis kam (Ben İçeri Düştüğümden Beri) – 00:21:21

   VII. Er liegt in der Festung von Bursa (Yatar Bursa Kalesinde) – 00:25:25

3. TEIL – ÜBER DEN MENSCHEN

   VIII. Nach der Entlassung aus dem Gefängnis (Hapisten Çıktıktan Sonra) – 00:28:46

   IX. Das kleine Mädchen (Kız Çocuğu) – 00:36:07

   X. Hiroshima (Hiroşima) – 00:39:08

   XI. Woher kommen wir und wohin gehen wir? (Nerden Gelip Nereye Gidiyoruz?) – 00:41:54

4. TEIL – ÜBER DIE HEIMAT

   XII. Landesverräter (Vatan Haini) – 00:49:10

   XIII. Die Märtyrer / Gefallenen (Şehitler) – 00:55:16

   XIV. Einladung (Davet) – 00:58:59

   XV. Mein Heimatland (Memleketim) – 01:02:52

FINALE

   XVI. Improvisation über „Über das Leben“ (Yaşamaya Dair Üzerine Doğaçlama) – 01:07:42

   XVII. Über das Leben (Yaşamaya Dair) – 01:10:49

Abspann / Credits – 01:19:34

Zugabe: Mein Held, mein Löwe liegt hier (Yiğidim Aslanım) – 01:22:20

1:49:10

Fazıl SAY "NAZIM ORATORYOSU"

Şef: İbrahim YAZICI
Şiirler: Genco ERKAL
Piyano: Fazıl SAY
Bariton: Güvenç DAĞÜSTÜN
Şarkılar: Zuhal OLCAY
Çocuk Vokal: Kansu TANCA
Glockenspiel: Sezer YILMAZER
Blokflüt: Dersu TANCA
Bilkent Senfoni Orkestrası
Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Devlet Çoksesli Korosu

 

Fazıl Say "NAZIM"

1.Bölüm " Gençlikte "
Üç Selvi
Açların Gözbebekleri
Kerem Gibi


2.Bölüm " Hapishanede "
Dizboyu Karlı Bir Gece
Pazar
Ben İçeri Düştüğümden Beri
Yatar Bursa Kalesinde


3.Bölüm " İnsan Üzre "
Hapisten Çıktıktan Sonra
Kız Çocuğu
Hiroşima
Nereden Gelip Nereye Gidiyoruz?


4.Bölüm " Memleket Üzre "
Vatan Haini
Şehitler
Davet
Memleketim


Final
Yaşamaya Dair

 

Eser Hakkında


Fazıl Say'ın "Nazım"başlığı altında bestelediği eser, şarkıcıların ve şiir sunucusunun yanı sıra, geniş bir karma koronun ve senfonik orkestranın ifade olanaklarını kullanırken, kimi yerde usulca duyurulan lirik bir havayı, kimi yerde yüksek ses gürlüğüyle haykıran bir toksözlülüğü içerir. Müzik, hem şiirlerin yoğun anlatım gücünü vurgulamayı üstlenmiş, hem de başlıbaşına duygusal yükselişi temsil etmiştir. "Nâzım", opera, oratoryo gibi sahne müziklerine yakınlık göstermekte, ancak kuruluşu ve içeriğiyle onlardan ayrılmaktadır. Birbirine bağlı beş bölümden oluşan ve "özgür form" yapısıyla yaklaşık 70 dakika süren eser, makâmsal, tonal ve atonal tekniklerle genelde halk müziğimizin renklerinden yararlanmakta, şiirle müziğin görkemli bileşimini yansıtmaktadır.

Besteciye göre, şair olarak "Nâzım Hikmet" atmosferinin yaratılması ve onun müzikle bir portresinin çizilmesi, şiirlerdeki ifade derinliğini müzik diliyle anlatmaya bağlıdır. Şiirle müziğin sarmallığından kaynaklanacak atmosfer, yorumcuların içtenliğiyle yaratılabilir. Şiirlerdeki güçlü ifade özelliklerini duyarlıkla dile getiren Genco Erkal, arkasında her an müziğin esintisini duyumsayacak, söylediği şarkılarla şiir ile melodiyi kaynaştıran Zuhal Olcay ise Fazıl Say'ın piyano eşliğiyle bütünleşecektir. Karma koronun ve senfonik orkestranın zengin ses rengi olanakları ise şiirsel ve müzikal anlamı bütünüyle birleştirecektir. Tıpkı Nâzım'ın mısralarındaki iç sesler ve yarım kafiye mayasının şiiri bütünlemesi gibi... Tıpkı coşkuyla kabaran ve gürül gürül akan bir şiirin sizi alıp sürüklemesi gibi...

Eserde seslendiricilerin anlatım olanakları, şiirlerin içerdiği anlam akışına göre değişik derecelerde kullanılmıştır. Kimi yerde bir kız çocuğu tek başına çıkıp bütün saflığı ve doğallığıyla seslenerek "Hiroşima" trajedisini anlatmakta, kimi yerde karma koro ve orkestra kadroları, görkemli ses gürlüğüyle hayatın çoksesliliğini dile getirmektedir. Bütün bu sesler içinde başrol, şiirleri sunan Genco Erkal'a verilmiştir. Çünkü bu tür müzik formlarında "söz", eserin belkemiğidir.

"Nâzım" oratoryosu Türkiye'nin çeşitli kentlerinde birçok kez seslendirildi. Dinleyici, her seferinde eseri severek izliyor, seslendirme bittikten sonra ayağa kalkarak görülmemiş bir coşkuyla dakikalarca alkış tutuyordu. Bu konserlerde on binlerce dinleyicinin ilgisine cevap verebilmek için, Anadolu'daki görkemli antik tiyatrolar, büyük kentlerin spor salonları gibi kitlesel mekanlar kullanıldı. Söz konusu coşku, yurt dışında da yankısını bulmuş, Avrupa ülkelerinden öneriler gelmişti. Bu önerileri hayata geçirmek ilk bakışta kolay değildi: Koro, orkestra ve solocuların görev yaptığı 200 sanatçıdan oluşan geniş bir seslendiriciler kadrosunun dış ülkelere taşınmasındaki külfet kadar, Türkçe şiirler üzerine bestelenmiş müziklerin yarattığı prozodi dokunulmazlığı da aşılması gereken sorunlardandı. Şimdi görüyoruz ki, halklar arası dostluk, kültürler arası diyalog ve kalıcı barış özlemi gibi insanlık idealleri yanında bu tür teknik ayrıntılar kolaylıkla aşılabiliyor.